21 Ocak 2013 Pazartesi

Kilolu Olmanın Bir Yan Etkisi Daha: İnsülin Direnci

 Kilo almanın negatif etkileri sadece ayakkabımızı bağlarken nefessiz kalmak ya da yaz aylarının işkence gibi geçmesi ile sınırlı değil. Kilolu olmanın sağlıksız olduğu aşikar, bu çerçevede tehlikelerden biri de “İnsülin Direnci”. Peki nedir bu çoğumuzun anlamını bilmediği insülin ve onun direnci? Bilimsel açıklamalara boğulmanızın anlamı yok, ilk olarak vücudumuzun beslenme sistemini anlamalıyız.
            Vücudumuz, dışarıdan karbonhidrat, yağ ve proteini alan, işleyen ve gerektiğinde kullanmak üzere depolayan bir makine. Unutmayın: yağ, protein ve karbon. Bunlar; fit olma sürecinde, hatta tekrar pişmanlık yaşamamak için ömrümüz boyunca dikkat etmemiz gereken 3 baş rol oyuncusu.
            İnancınız ne olursa olsun, bilimsel tapınağınız hangi renkte ve biçimde seyrederse etsin, şurada hemfikir olalım; bizden çok çok büyük atalarımız avcıydı. Tahmin edebileceğimizden fazla süre, insanlar avcılıkla beslendi. Çünkü dünya nüfusu o kadar az oldu ki, dünya üstündeki hayvanlar beslenmek için yeterliydi. Tarımın esamisinin okunmadığı, hayvanı bile yetiştirmeyip sadece doğada yaşamını sürdüren hayvanları avlayarak beslenen insan ırkının bulunduğu dünyada sadece 60 milyon insana yetecek bir yiyecek sistemi bulunuyordu. Ama şanslıyız ki tarımı bulduk, aksi halde Polinezya Faresi gibi, aç kalma tehlikesi ile karşı karşıya kalan  yavrularımızı yamyam edasıyla mideye indirmek zorunda kalırdık. Fakat her şeyin bir bedeli vardı, bunun da olmalıydı.
            Atalarımız tarımı bulduktan sonra hayatımızda karbonhidratın payı büyüdü, ve bu lanet özellikle insanlık tarihinin en hareketsiz olduğu bu dönemde başımıza bela haline geldi. Peki neden karbonhidrat başa beladır?
            Vücuda alınan karbonhidrat, ne olursa olsun (ekmek, şeker, dondurma, bisküvi, hatta sıfır şekerli bir bisküvi) glukoza dönüştürülmektedir. Ve bu glukoz, yağ ve kas hücrelerine emilmek üzere yola çıkar. Fakat bu emilme tek başına olamaz, buna yardım eden insülin denen bir madde var. İnsülin, hücrelerin girmesine izin vermediği glukozu, parolayı söyleyen bir elçi edasıyla kabul etmelerini sağlar. Yani insülin, kandaki şekere göre salgılanan bir hormondur.

            Gelelim sorunun başladığı noktaya: İnsülin Direnci. Eğer, çok hareketsiz bir hayat sürdürüyorsanız ve size egzersiz dendiğinde kumandaya uzanmaktan başka bir anlam ifade etmiyorsa kas ve yağ hücreleriniz yüksek ihtimalle dolu olacaktır. Çünkü vücut glukozu harcamıyor. İçeri giremeyen glukoz kanda dolaşmaya devam ediyor ve bunu duyan pankreas, düdüğü çalarak daha fazla insülin gerektiğini düşünüyor. Daha fazla insülin salgılanınca, kandaki şeker oranı doğal olarak düşüyor. Fakat pankreasın bu fazla çalışması,  ömürlük planında bir sekteye uğramasına yol açıyor ve pankreas zamanından önce yoruluyor. Bir noktadan sonra pankreas düzgün çalışmamaya başlıyor ve pankreas kanserine kadar gidecek olan lanetli süreç başlıyor. Ayrıca pankreasın hormon salgılamada yaşadığı sorun, kandaki şekerin hücrelerce emilmesinde “aracı” konumunda olan insülinin sayıca azalmasına ve artık hücrelerce kale alınmayacak seviyede olması ile sonuçlanıyor; dolayısı ile kandaki şeker oranı hep yüksek oluyor. Bunun da neye yol açtığını tahmin etmekte zorlanmıyor olmalısınız, çünkü büyükbaba ve annelerimizden kulağa tanıdık geliyor olmalı.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder